Home

Mali Bilgi Aktarım Kanunu Bilgilendirme Toplantısı

OECD ülkerini kapsayan ve mali bilgileri aktarmayı öngören yasa 1.1.2018 tarihinde uygulamaya konulmuştur.
Buna göre Almanya'da yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye'de elde ettikleri gelirleri ve diğer bilgileri kendilerinin haberi olmadan örneğin Almanya makamlarına aktarılabilecektir. Konuyla ilgili kamuoyunda tedirginlik ve bilgi eksikliği bulunmaktadır.
Hükümet konuyla ilgili yeterli bir açıklama yapmamakta, insanlarımız zor durumdadır. Konu hakkında CHP Berlin Birliği olarak vatandaşlarımızı bilgilendirmek üzere düzenlediğimiz toplantımıza sizi ve çevrenizi davet ediyoruz.

YER:THEATER 28    Prinzenallee 33, 13359 Berlin

Tarih: 21.01.2018   Pazar Saat 15.00 -18.00

CHP BERLIN ARTIK YETER DEDI

CHP BERLIN BIRLIGI   Berlin de Kottbusser Tor da "artik Yeter" diyerek bır basın bildirisi ile  tepkisini dile getirdi.

Es reicht! YETER!

GEMEINSAME ERKLÄRUNG DER PROVINZVERBÄNDE DER CHP

Sehr geehrte Damen und Herren,

der Presse, Funk und Fernsehen,

Unser Land wird seit 18 Monaten mit einem Ausnahmezustandsregime regiert. Der nach dem am 15. Juli 2016 gescheiterten Putschversuch eingeführte Ausnahmezustand hat sich in einen gegen die Demokratie, Menschenrechte und jegliche Freiheiten gerichteten Putsch verändert.

Der Ausnahmezustand hat sich, entgegen der eigentlichen Begründung, gegen Putschisten vorzugehen, in eine Richtung geändert, mit dem jegliche Oppositionelle eingeschüchtert werden. Die AKP-Regierung beschäftigt sich nicht mit den Putschisten, sondern versucht die demokratischen Kräfte, die sich gegen einen Ein-Mann-Regime einsetzen, zu bekämpfen. Der Umfang der Repressalien wird jeden Tag erweitert und unabhängig von ihrer politischen Ideologie, werden weite Teile der Bevölkerung als Terroristen abgestempelt. Die Bevölkerung wird dadurch weiter gespalten.

Als AKP an die Regierung kam, wollte sie den Ausnahmezustand abschaffen. Heute nutzt sie diesen aus, um mit Dekreten das Land repressiv zu regieren. Mit dem, unter Ausnahmezustand durchgeführten Referendum, genannt auch „Referendum ohne Siegel“, wurde der Volkswillen völlig untergraben. Der Druck der Regierung umfasst alle Bereiche der Institutionen. Das Vorgehen gegen die parlamentarische Demokratie und die praktische Aufhebung der Verfassungsmäßigkeit sind heute Realität.

Die AKP-Regierung versucht, das Unrecht, zur Normalität zu erklären. Dies geschah in dieser Form nicht einmal beim Militärputsch vom 12. September 1980. Über hunderttausende Menschen, die mit dem Putschversuch nichts gemein haben, wurden aus dem Staatsdienst entfernt und verhaftet. Der Ausnahmezustand wurde und wird ausgenutzt, um gegen Oppositionelle vorzugehen und sie zu bestrafen. Viele kritische Journalisten, Politiker und Akademiker, der Gülen-Terrororganisation (FETÖ), die in der Vergangenheit durch deren Verschwörung, in Zusammenarbeit mit der heutigen Regierung, zu Unrecht bestraft worden waren, werden heute beschuldigt, FETÖ-Anhänger zu sein.

Die Dekrete des Ausnahmezustandes sind heute ein Damokles-Schwert gegen alle, die ihre Stimme gegen Unrecht erheben wollen. Die Dekrete haben ihren Rahmen überschritten. Neben den, die demokratischen Rechte einschränkenden Beschlüssen, werden durch die Dekrete mittlerweile Entscheidungen zu allen Lebensbereichen, wie z.B. Winterreifenverordnung oder Regelung über Epilationszentren, getroffen, die eigentlich in der Verantwortung des Parlaments liegen. Die Regierung freut sich über Verbote von demokratischen Organisationen, Schließung von Zeitungen und Zeitschriften, da sie damit ihre repressive Politik weiter zementieren kann.

In so einer Situation versucht die Republikanische Volkspartei die Grundprinzipien und Werte der Republik zu verteidigen, gegen die repressive Politik der Regierung zu kämpfen  und sich für die parlamentarische Demokratie und für Freiheiten einzusetzen.

Im Bewusstsein als Gründerpartei der Türkei wird die CHP alles tun und sich dafür einsetzen, damit die Türkei nicht zu einer, von der ganzen Welt abgekoppelten, Diktatur umgewandelt wird.

Wir rufen alle gesellschaftlichen Gruppen, von der Arbeitswelt bis zu der Zivilgesellschaft, von der Arbeiterschaft bis zur Justiz, von den Medien bis zur Bildungsinstitutionen auf, an der am 15. Januar in Ankara stattfindenden Forum gegen Ausnahmezustand teilzunehmen. An diesem Treffen werden sich alle versammeln, die sich gegen einen Ein-Mann-Regime aufstellen, und die sich für Demokratie einsetzen werden.

Wir fordern von der Regierung die Aufhebung des Ausnahmezustandes, die die Ausnahmesituation zu einer Normalität machen will.

Es reicht! YETER!

Wir wollen Demokratie!

ARTIK YETER DEMOKRASI ISTIYORUZ

CUMHURİYET HALK PARTİSİ  81 İL ORTAK BASIN AÇIKLAMASI    12.01.2018

Değerli Basın Mensupları,

Ülkemiz on sekiz aydan bu yana OHAL rejimi ile yönetilmektedir. 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen hain darbe girişimi ardından 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL, milli iradeye, demokrasiye, insan haklarına ve özgürlüklere yönelik bir karşı darbe halini almıştır.

Darbe ve darbecilerle mücadele bahanesi ile başlayan OHAL, gelinen süreçte iktidar partisinin karşısında duran tüm muhalif kesimlere yönelik bir sindirme operasyonuna dönüşmüştür. AKP iktidarı ilk günden bu yana, darbecilerle mücadele değil, tek adam düzeninin karşısında demokrasiden yana olan kesimlerle mücadele etmektedir. Her geçen gün baskının sınırları genişlemekte ve sağcı solcu ayırmadan toplumun büyük bir kesimi terörist olarak suçlanmaktadır. Toplumda açılan çatlaklar genişletilerek derin çukurlar haline getirilmektedir.

İktidara gelirken OHAL’i kaldırma vaadiyle yola çıkanlar, bugün OHAL’den beslenen ve bir baskı rejimini KHK’lar eliyle kuran bir yapı haline gelmiştir. Demokrasiden hızla uzaklaşılırken, OHAL altında gidilen referandum da mühürsüz seçim olarak tarihe geçmiş, milli iradenin gaspı alenileşmiştir. Hükümetin baskıları tüm kurumları sarmıştır. Parlamenter demokrasiye karşı girişilen harekâtın usulsüzlükleri, Anayasayı yok sayan kararlarla sözde tescil edilmiştir. Türkiye’de Anayasa fiilen lağvedilmiş, hukuk askıya alınmıştır. Yemin ettikleri Anayasa’yı savunmak yerine cübbelerini iliklemeye çalışan kimi yüksek yargı mensupları ile birlikte, OHAL kanunsuzlukları adeta zor kullanılarak resmileştirilmiştir.

696 NUMARALI KHK İLE 6755 SAYILI KANUNA EKLENEN MADDE HAKKINDA BİLGİ NOTU

MADDE 37- (1) 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.

29.12.2017 tarihli KHK ile Eklenen Madde:


MADDE 121- 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 37nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(2) Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.”
Düzenlemedeki ana sorun, “bunların devamı niteliğindeki eylemler” ifadesinin yoruma ve kötü kullanıma açık bir ifade olmasıdır. Herhangi bir barışçıl protesto eylemi bile bu kapsama alınabilir ve bazı vatandaşların bu protestoya şiddetle karşı çıkmaları durumunda sınırsız bir “sorumsuzluk kalkanı” ile korunacaklarını sağlar.

Devletin görevi olan “güvenliğin sağlanması”– sınırları belirsiz – bir yetkiyle devredilmiş olur.

(1) OHAL KHK’LARI “OHAL’İN GEREKLİ KILDIĞI KONULARDA” OLMALIDIR:
AYM BU KURALIN DENETİM MERCİİDİR


Anayasanın 121. maddesi son derece açıktır: OHAL KHK’larının düzenleme alanını “olağanüstü halin gerekli kıldığı konularla” sınırlamıştır. Başka bir ifadeyle; Anayasa, olağanüstü halin gerekli kılmadığı konuların OHAL KHK’leriyle düzenlenmesi yasaklamıştır. Bu nitelemeleri yapacak ve denetleyecek hukuk sisteminde (ve tüm hukuk devletlerinde) Anayasa Mahkemesidir (AYM).

AYM, 10.01.1991 tarihli kararında, “çıkartılan bir OHAL KHK’sinin bu niteliği taşıyıp taşımadığını belirlemesi ve eğer bu niteliği taşımıyorsa uygunluk denetimini yapması zorunludur” diye hükmetmiştir. “Olağanüstü hal bir keyfilik ve denetimsizlik yönetimi değildir. Özgürlükçü demokratik düzeni benimsemiş ülkelerde bunun tersi düşünülemez” diye eklemiştir.

AYM, 2016’da bu içtihattan vazgeçmiştir: AYM, 12.10.2016 tarihli kararında: “Esasa geçilerek yargısal denetiminin yapılması mümkün değildir” diyerek ve Anayasanın 148. maddesini dar yorumlayarak, OHAL KHK’larını incelemeyi reddetmiştir.

KHK’ların OHAL ile ilgili olup olmadıklarına bakmayı reddetmiştir.
148. maddenin dar bir çerçeve çizdiğini kabul edilebilir; ancak, yargının temel görevlerinden biri hukuksal işlemleri tanımlamaktır. Bir belgenin üzerinde “OHAL KHK’sı” yazıyor diye onu tamamen yargı denetiminden muaf tutmak doğru değildir. Yargı (burada AYM), o belgenin gerçekten bir “OHAL KHK’sı” olup olmadığını denetlemelidir. AYM 2016 kararı ile neredeyse her alanda çıkarılan, ülkemizin yönetim şekli haline gelen, OHAL KHK’larını tamamen yargı denetiminden yoksun bırakmıştır. Anayasa mahkemeleri, hukuk devletlerinin “emniyet supabı” olmalıdır, ilerici bir bakış açısıyla, anayasaları evrensel demokratik hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda yorumlamalıdır.

(2) OHAL KHK’LARI BİR AN ÖNCE MECLİS’TE OYLANMALIDIR:
BU DURUMDA KHK’LER DENETİME TABİ HALE GELECEKTİR


Anayasanın 121. maddesi ve Meclis İç Tüzüğünün 128. maddesi gereğince OHAL KHK’ları Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra, Meclis’te “diğer kanun tasarı ve tekliflerinden önce, ivedilikle en geç 30 gün içinde görüşülür ve karara bağlanır”. [Genel Kurul’da oylanmadan, komisyon süreçlerinin de en geç 20 günde bitmesi öngörülmüştür].

Bu açık ve net kural maalesef yerine getirilmemektedir. OHAL KHK’larının büyük çoğunluğu halen oylanmamıştır! Darbe girişiminden bu yana çıkarılan 30 OHAL KHK’sından sadece 5’i Meclis’te oylanmıştır.

Tüm OHAL KHK’ları ivedilikle Meclis’te tartışılıp oylanmalıdır.

Bu iki temel nedenle yapılmalıdır:
(a) Anayasa böyle emretmektedir.
(b) Meclis’te oylanmadıkça, “KHK” kaldıkları sürece, AYM (2016 kararı ile) bu düzenlemeleri denetlemeyi reddetmiştir. Meclis’te oylandıktan sonra denetleyecektir.

OHAL KHK’larının Meclis’te oylanması, AYM yeni içtihadından dolayı daha büyük önem taşıyor: Zira Meclis’te oylandıktan sonra KHK’lar, “KANUN” statüsüne kavuşacaklar ve kesin ve net olarak AYM denetimine tabi olacaklardır.

Meclis Başkanlığının İçtüzüğe göre sorumluluğu, ivedilikle, 25 OHAL KHK’sının komisyonlarda tartışılmasını ve Genel Kurul’a gelmesini sağlamaktır.

BUNUN YAPILMAMIŞ OLMASI ANAYASANIN RAFA KALDIRILDIĞI ANLAMINA GELMEKTEDİR!


Av. Ece Güner Toprak’ın değerlendirmelerinden yararlanılmış ve alıntılanmıştır.